Hogwarts Büyücülük ve Cadılık Okulu

by Mct Founder of Web..


 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Bakanlık Çalışanı Alımları

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir



MesajKonu: Bakanlık Çalışanı Alımları   Salı Kas. 11, 2008 7:02 pm

Bakanlıkta çalışmak siteyne üyeler bu formu doldurun...

Kod:
[size=11]
[b][i][u]Karakterin;[/b][/u][/i]

[b]Tam Adı:[/b]
[b]Yaşı:[/b]
[b]İstediği Alan:[/b]
[b]Örnek Rp:[/b]
[/size]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Daniel Jacob Black
Sihir Bakanı
Sihir Bakanı
avatar

Mesaj Sayısı : 6
Yaş : 23
Nerden : İzmir
Lakap : Danny, Pessikopat, Serseri Bludger, Çapkın Prens xD vs...
Asanız : yok
Tarafınız : Kimseye hizmet etmem, o yüzden Zay xD
Patronusunuz : Jaguar
RP Sevgiliniz : Lisa'ya ihanet ettim gene yaa xD
Yeteneğiniz : Ben bana yeterim yetenek şimdilik yok xD
Kayıt tarihi : 11/11/08

MesajKonu: Geri: Bakanlık Çalışanı Alımları   Salı Kas. 11, 2008 9:24 pm

Tam Adı: Daniel Jacob Benjamin(genelde kullanmaz) Black
Yaşı: 20
İstediği Alan: Bakan olmak istiyorum ben mümkünse Wink
Örnek Rp:
Danny, Ginevra ile uzunca süre savaş konusunu tartıştıktan sonra başını dinlemek için çok sevdiği Parlayan Göl'e cisimlendi. Etraf sakin görünüyordu, çünkü karanlıktı. Dan, bu akşam eşi ve çocukları ile birlikte hoş vakit geçirme fikrini içine doğan bir hisle geri tepmişti. İçinden bir ses göle gitmesi gerektiğini söylüyordu, sonun başlangıcını yaşadığı o göle gitmesini.

Dan biraz etrafı süzdükten sonra az ilerisinde iki ışık demetinin belirdiğini fark etti. Bu ona o iğrenç geceyi hatırlatmıştı, babasının kendini öldürdüğü geceyi. Yine bu kadar sessiz ve karanlıktı Parlayan Göl. Daniel'ın babası, annesini öldüren seherbazı bulmuş ve onu acısızca öldürmüştü çünkü hak ettiğini düşünüyordu. Azkabana gitmesi kesinleşmişti çünkü onu arıyorlardı. Genç adam kaçmak ve saklanmak için nedense Parlayan Göl'ü tercih etmişti. Metamorfmagus haline gelmiş ve sakince Daniel'ı da yanına almıştı. Çünkü ona ihtiyacı vardı şimdilik. Daniel'da düşünebileceğinden daha fazla iç güdü ve güç vardı. Oğlunu bu şekilde kullanması hoş değildi elbette ama on üç yaşındaki bu oğlan da babasıyla gitmeye ve ona destek çıkmaya gönüllüydü.

Gecenin geç saatlerinde kimseye belli etmeden malikenelerinden ayrılıp göle gelmişlerdi. Genç adam yine yakışıklı ve gülümserdi. Metamorfmagus olsa bile kendi gibiydi. Daniel'sa kılık değiştirme gereği duymamış onunla konuşup endişesini hafifletmeye çalışmıştı. Fakat sonra yemeğe ihtiyaçları olduğunu farketmiş ve, yemek getirmek üzere çantasını sakladığı oyuğa gitmişti. Döndüğündeyse karşısında iki tane süzülen ışık demeti vardı. Gözleri korkuyla büyümüştü. Asasız yapabileceği tek şey izlemek olabilirdi, asasını babasının yanında unutmuştu. Şimdi babası kendi asasını şakağına dayamıştı ve o parlak, sonsuzluk denilebilecek kadar parlak yeşil ışık görülmüştü. Daniel bir anda hıçkırıklara boğularak seherbazın olduğu yöne doğru koşmuştu ama nafile. O da şaşkınca genç adamın cesedine bakıyordu. Daniel bu fırsattan yararlanıp asasına sarılmıştı ama seherbaz ondan hızlı davranıp asasını indirmesini yoksa onu azkabana götüreceğini söylemişti. Daniel azkabanın ne kadar kötü bir şey olduğunu biliyordu, şimdilik onun için azkabana gitmek çok uzak bir zamandaydı. En azından Bonnie, Ginevra, Brian, Rose ve diğer dostlarıyla kardeşleri varken.

Umutsuz çocuğun asasını indirmesiyle bağışlanması bir olmuştu ama Daniel aklına koymuştu, babasını yani annesinden sonra ona en yakın olan insanın sonsuza kadar gitmesine neden olan insanları yok edecekti. En azından yaptıklarının hesabını ödetecekti. Kendine hiç bu kadar güvenmemişti ama gözlerinden damla damla yaşlar süzülüyordu, şimdi güçsüzdü. Yapabileceği tek şey, babasının arkadaşlarından patronusla yardım isteyip, kaderine boyun eğerek ordan uzaklaşmaktı. Evet, umutsuz çocuk on üç yaşındayken patronus da yapabiliyordu.

Daniel'ın aklında o anı yine canlanmıştı işte. Zaten karanlık işareti de ilk kez bu gölün üstüne bırakmıştı, sanki yılların acısını çıkartırmışçasına. Daniel'ın geçmiş yolculuğundan kurtulabildikten sonra duyduğu son şey Rose'un
''Ölüm yiyenler benim ailemi öldürdü.Kenarda oturup kaderime küsüyüm mü Tom?Janeyle ben daha çok küçüktük.Anlıyor musun beni?Pardon anlamanı beklemem yanlış olur sizler duygusuZ oluyorsunuz.Bumbardie''

demesi ve sonra da Tom'ın büyüden kurtularak

''İnan Bana Rose Diğer Ölüm Yiyenler Kadar Duygusuz Değilim...Sana Saldırmak İstemiyorum Rose.''


demesi olmuştu. Daniel abisini hemen tanımıştı. Artık dayanamıyordu, olaya karışmak için can atıyordu. Çünkü Rose'un sözleri onu incitmişti. Bu yüzden her zamanki gülümser tavrını takınarak Tom'ın yanına gitti ve Rose'a el sallayarak

"Selam Rose"

dedi. Hemen ardından tatlı bir ses tonuyla

"Demek duygusuz olduğumuzu düşünüyorsun. Nasıl, şimdiki halimize hiç şahit oldun da mı öyle düşünüyorsun? Hem duygusuz sayılmayız çünkü buraya gelmemi bana duygularım söyledi. Hep kendime soruyorum, neden burası? Neden biliyor musun? Sonumun başladığı yer burası da ondan. Babamın kendini azkabana gitmemek için öldürdüğü, karanlık işareti ilk bıraktığım yer burası. Benim için değeri büyük, buradan kopamadım belli. Ve sen bize hala duygusuz diyorsun! En sinirime dokunan şey de bu. Neyse, ee savaş mı başlatıyordunuz ben gelmeseydim yoksa? Siz dostsunuz unutun bunu! Savaş olmamalı Rose! Eğer savaş olursa her şey biter, geriye bizden hiçbir şey kalmaz. Dostluğumuzdan, ailelerimizden ve tabi anılarımızdan. Uçup giderler 'Pupf!'"

dedi. Pupf kısmını bastırarak ve gülerek söylemişti. Ama sonra ne olduysa gülümsemeyi kesti. Yüzüne bir hüzün yer etmişti şimdi. Rose'a dikkatle bakıyordu, bir anda ona içinden büyü yollamak geldi ama gururu ve vicdanı el vermiyordu buna. Bu yüzden sessiz kalıp işi zamana bırakmayı tercih etti.


Bir süre sonra Dan, Rose'un hıçkırıklara boğularak ağlamaya başladığını gördü. Yüzünü hoşnutsuz bir biçimde buruşturarak Rose'a yaklaşmaya çalıştı ama Rose göz yaşlarını silerek konuşmaya başladı:

''Daniel ben sana duygusuz demedim.Evet,biliyorum sen aşıı derecede duygusal birisin ama benim neler yaşadığımı biliyor musun yıllarca?Senin baban yakalanmamak için kendini öldürmüş.Ya benim ailem!Ne suçu vardı annemle babamın?Ne suçumuz vardı bizim Daniel açıklasana bunu bana.Savaş konusuna gelelim.Benim savaş olmasını istemediğimi biliyorsun.Ama buraya birçok masum insan ve öğrenci geliyor ve burda ölüm yiyenler gezmesini istemiyorum.Ben bügün niye burdayım biliyormusun bu saatte?Rüya gördüm yine.Ailemin ardından kardeşim Jane'yi ölü olarak gördüm birçok yoldaşlık üyesini.Karşımda gülen onlarca ölüm yiyeni.Güzel mi sence?Cevap versenize.Susmayın karşımda.Benim en sinir olduğum yer ise ailemin suçsuz yere öldürülmesi.Anlıyor musun Daniel beni?Ailemin suçsuz olduğu halde öldürülmesi ''

Daniel bu sefer cesaret ederek gururla başını kaldırmış olan Rose'un yanına yaklaştı ve onun yanaklarından süzülmekte olan göz yaşlarını silip gülümsedi. Sonra sakin olmaya çalışarak

"Sorularına cevap vereceğim evet ama belki seni tatmin etmeyecek. Ama ben yine de düşüncelerimi söyleyeceğim. Bak Rose, insanlar suçsuz oldukları yere öldürülebilirler, bu yanlış evet ama doğru bir şey. Benim annem niye öldü biliyor musun? Bilmiyorsun bu yüzden sana anlatayım. Annem aslına bakılırsa tarafsız bir cadıydı. Fakat buna rağmen babama gerçekten çok aşıktı ki babam da ona karşılıklı duygular hissediyordu. Biliyorum çünkü babam hep anlatırdı. Annem babamla evlenince ailesi hemen onu sildi tabi. Fakat annem asla yılmadı çünkü onun sevgisi vardı ve sonsuza kadar da sürecek gibiydi. Ta ki o güne kadar. Onu babamla yani oldukça tanınmış olan bir ölüm yiyenle görünce öldürdüler, seherbazlar. O anda ben yoktum ama babam her şeyi öyle bir anlattı ki yaşamış gibi her şeyi kafama yerleştirdim. Annem tam senin durduğun yerde duruyormuş Rose. Gölün manzarasını daha da güzelleştiren büyük ağacın önünde, arkandaki ağaçtan bahsediyorum. Her neyse, sence annem haketmiş miydi? Sırf bir ölüm yiyenle evli diye, sırf onunla bir hafta sonu gezisi yapıyor diye öldürülmeyi hak ediyor muydu? Elbette hayır çünkü insanlar duyguları ve tercihleri yüzünden öldürülemezler, bu hiç adil değil! Biliyor musun beni en çok şaşırtan ne? Hayat kısır döngüsü gibi, eden kişiler hep buluyor. Annemi öldüren seherbaz Tom'ın yani benim öldürmüş olduğum tek kişi olan Tom'ın babasıydı. Babam gitti ve Tom'ın babasını buldu, annemi öldürdü diye onu öldürdü. Sonra ne oldu ben yıllar sonra Tom'ı öldürdüm, ama isteyerek olmadı. Fakat Tom'a hak veriyorum çünkü onu yok yere öldürdüm. Suçlu bendim, herkese anlattığım yalan hikaye hoştu ve beni haklı çıkarıyordu ama elbette haksızdım. Neyse, demek istediğim insanlar suçsuz yere öldürülürler. Haketmedikleri yere, tercihleri yüzünden, duyguları yüzünden öldürülürler. Onları öldüren kişilere ne olur biliyor musun? Cezalarını birgün mutlak çekerler. Bu yüzden şimdilik aileni aklına takma. Ölenle ölünmez öyle değil mi? Eğer ölünseydi şimdiye kırk kere ölmüştüm. "

dedi. Hemen ardından gülümsemeye devam ederek

"Şimdi düşünmemiz gereken ve kafamıza takmamız gereken başka bir şey var, savaş. Eli mahkum çıkacak evet ama bir ricam olacak. Lütfen fazla zorlamayın, yani şansımızı ve sert olmayın. Eğer ki oluruz diyorsan o zaman sert olmak neymiş benden görmek zorunda kalırsınız. Ha bu arada Rose, benim hortkuluk işi ne olacak sence? Onlar varken adil bir savaş atlatmam mümkün olur mu? Hem de sekiz tanesiyle birlikte, hiç kimse daha fazlasına kalkışmamıştır. Ama kimi kandırıyorum ki, bu aptal savaşın sonunda hiç yaşamamış gibi geberip gideceğim! Verdiğim can günahlarımdan ve hatalarımdan arınmamı sağlamayacak. Hatta çevremdekilere öldüğüm için acı verdiğimden dolayı daha da fazla günah kazanacağım. Yerim çoktan belli öyle değil mi? Öldükten sonra ben de babamın yanına gideceğim yani cehenneme."

dedi ve sinsice sırıtmaya başladı. İçindeki yılan yine tıslamış ve sürünmeye başlamıştı. Fakat bu yılanın aklında yine Ginevra ve bebekler vardı. Ginevra'nın savaşa girmesine izin veremezdi, onu kaybetmeye dayanamazdı ve tabi çocuklarını annesiz bırakmaya da. Bu yüzden sinirlenerek ve kendine hakim olamayarak asasını kaldırıp gökyüzüne doğrulttu. Hemen ardından

"Morsmordre!"

diye haykırdı ve yeşil yılan ile kuru kafanın oluşmasını izleyerek acıyla tısladı. Gözlerini Rose'dan kaçırıyordu. Resmen ona meydan okumuştu. Hem de en yakın dostlarından olan Rose'a. Zay'ın prensesi olarak nitelendirdiği bayana. Annesi olsa onu çok kınardı doğrusu. Daniel bu aklına gelince istemeden de olsa güldü çünkü Daniel'ın annesi daha okulun ilk gününden Rose'u istasyonda görmüş ve Daniel'a yakıştırmıştı bile. Bonnie'yi ise Brian'a yakıştırmayı da ustalıkla başarmıştı. Daniel hala annesini özlüyordu. Onsuz geçirdiği her bir dakika işkence gibiydi fakat alışmıştı. Çünkü onun üstüne babasını da kaybetmişti. Artık geriye kardeleri, eşi ve çocukları, dostları ve kuzenleri kalmıştı. Onlar da giderse heralde delirirdi. Onları kaybetmektense ölmeyi dilerdi.


Bir süre sonra Rose, Daniel'ın yandaşlarının gelebileceğinden endişelendi ve patronus oluşturarak

''Brian,ben parlayan göldeyim.Tom ve Daniel burda.Birazdan diğer ölüm yiyenlerde burda olacaklar.Yoldaşlıktan olanaları ve seherbazları çağır.Bana yardıma gelin.''

dedi, patrosnusu Brian'a yolladı. Daniel pişkin pişkin gülüyordu. Ölüm yiyenlerini henüz çağırmamıştı. Onlar bir işaretle ortaya çıkacak kadar saf değillerdi. Bu yüzden Daniel yalnız kalmamak için Tom'ın olunu istemsizce açtı ve yeni işaretine (Ö ve Y harflerinin birleşimi/Ölüm Yadigarları) dokunarak diğer yandaşlarını da çağırdı. Kendi işaretini kullanmak istemiyordu, bunu sık sık yapmazdı zaten. Daniel bunu yaptıktan sonra Rose

''Ben yıllarca sustum Daniel.Sen kendin itiraf ettin.Suçsuz birini öldürdüğünü.O insana ne kadar ağır koyuyor biliyor musun?Anlıyorum,seninde annen şuçsuz yere öldürülmüş ama onun en azından bir sebebi var.Benim annem-babam ve Tom'un ne suçu vardı.İşte siz bunu açıklayamıyorsunuz.Ben bunu soruyorum size.Neden masum insanlar neden Daniel?Savaş çıkarsa Ginerva ve bebekleri iyi bir yere sakla.Onlara bişey olmasını istemem.Masum insanların canı yanmasın.Ginerva da pek masum sayılmaz ama bebeklerin hatrı var.''

dedi. Daniel slında Tom'ı neden öldürdüğünü söylemek isterdi ama Rose'dan çekiniyordu. yine de cesaretini toplayarak

"Tom'ı asla öldürmezdim Rose. Çünkü ben öyle insanları keyif için öldürmeyi seven biri değilim. Keyif için olmasa bile insanları bayıla bayıla öldürmem heralde. Öldürmem gerekti çünkü o beni öldürmek istedi. Çünkü ona bir pislik yapmıştım ki yaptığım pisliği farkına vararak yapmamıştım. Nerissa'yı belki tanırsın, öz kuzenim. Hatta öğrencimiz olan Jessica Malfoy'un ablası. İşte o senin de bildiğin gibi yıllar boyunca peşimi bırakmadı. Kuzenim olduğunu ve onu sevmediğimi söylemiştim defalarca ama dinlemedi. Bir yandan da seherbaz Tom'la ilişkisi olduğunu bilmiyordum ve boş bir anıma denk geldi. Evangeline ile küs gibi bir şeydik, birbirimizle pek ilgilendiğimiz söylenemezdi. Ben de Nerissa'ya ve bana bir şans vermek istedim. Ama ilişkimiz umduğumdan daha da fazla ileri gitti. Birgün karşıma Tom çıktı. Delirmişçesine bana bağrıyor ve ıskalayarak lanet yolluyordu. Nedenini sorduğumdaysa bana Nerissa'nın hamile olduğunu bunun kesinlikle benim suçum olduğunu söyledi. Ben ister istemez güldüm ve onun gıcığına gitti bu belli ki. Bana lanet yolladı o pislik. Sırf beni suçlu görerek bana lanet yolladı. Hortkuluklarım olmasaydı şimdiye ölmüş olurdum! Neyse ki paçayı yırttım ve gerisini de hepimiz biliyoruz artık. Onu St. Mungo'ya taşıdıktan sonra sinirlenerek öldürdüm. Yani tamamen de suçsuz sayılmazdım. O çok sevgili Zay üyeniz Nerissa ve Tomın da suçları vardı, hele Nerissa'nın. Neyse, bebeklere ve Ginevra'ya gelince, onlar malikanemizde güvendelerdir. Tabi Ginny dayanamayıp o yandaşlarımla birlikte buraya gelmediyse. Ama emin ol bebekler güvende."

dedi. Sonra bakışlarını gökyüzüne kaldırdığında yandaşlarınız birer birer cisimlenmeye başladığını farketti. Yılan gibi tısladı ve Rose'a tekrar bakarak

"Selam ver Rose! Yandaşlarım bize katılmadan önce bir ısınma turu yapalım diyorum."

dedi. Hemen ardından ona göz kırpıp asasını çekti ve selam verdi.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Daniel Jacob Black
Sihir Bakanı
Sihir Bakanı
avatar

Mesaj Sayısı : 6
Yaş : 23
Nerden : İzmir
Lakap : Danny, Pessikopat, Serseri Bludger, Çapkın Prens xD vs...
Asanız : yok
Tarafınız : Kimseye hizmet etmem, o yüzden Zay xD
Patronusunuz : Jaguar
RP Sevgiliniz : Lisa'ya ihanet ettim gene yaa xD
Yeteneğiniz : Ben bana yeterim yetenek şimdilik yok xD
Kayıt tarihi : 11/11/08

MesajKonu: Geri: Bakanlık Çalışanı Alımları   Salı Kas. 11, 2008 9:26 pm

Savaşa başlamak için can atmasa da nedense yok yere aşırı derecede zevk alıyordu bu yaptığından.
Daniel Elisabeth'e selam vermiş bir biçimde beklerken yanlarına birinin geldiğini farketti. Bu Brian'dı. Daniel onu özlemişti. Ki zaten malikanede bile karşılaşamıyorlardı. Daniel tam ona selam verecekken Brian

''Kapa şu aptal çeneni. ikiye karşı bir çok cesurun. Şimdi ben geldim. Hadi görelim becerilerini. Korkak!''

dedi. Daniel buna belli etmese bile çok sinirlenmişti. Brian'a selam vermeden asasını ona doğrulttu ve

"Benimle saygılı konuş Brian! Hiç kimseye saygısızlık yapmaya hakkın yok! Hele de Rose'a karşı iki kişi olduğumuzu hiç söyleme! Eğer onu sayı üstünlüğüyle yerle bir etmeyi planlıyor olsaydım şu tepede benim komutumu bekleyen ölüm yiyenlerimi çoktan buraya çağırmış olurdum. Ayrıca biz düello falan yapmıyorduk. Tom düello yapmıyordu sadece ben selam vermiştim o kadar. Saygı gereği onun da selam vermesini istemiştim, tıpkı benim gibi. Saygılı olmayı öğrenip biraz olsun o odun bellerininizi kırmayı deneyebilirdiniz! Ah pardon doğru yaa, size saygıyı değil, ölüm yiyenlere ön yargı ile yaklaşıp onları azkabana tıkmayı öğretiyorlar! Saygı sizin ne haddinize! Hele de şimdiki zamanda."

dedi. Sonra yine yılan gibi tıslayarak asasını iyice kaldırdı ve gülümsememeye çalışarak

"Şimdi siz de selam verin de başlayalım artık şu düelloya kardeşlerim. Eh tabi sonra da pek meraklı olduğunuz savaşa! Hem de Brian benim ne kadar da cesur olduğumu görsün. Zaten bir Gryffindorluyum ben de. Unutmadıysanız aynı binada okumuştuk yıllarca. Biliyor musun Brian, korkum ve canım cehenneme! Yeter ki düşman beni hatırlasın, olsun varsın, canım bu yolda feda olmak için var zaten. "

dedi. Gülümseyerek yumuşak kalpli lord imajı yaratmak istemiyordu. Gerçi Tanrı başta olmak üzere herkes de çok iyi biliyordu ki Daniel her şeye rağmen gülümserdi. Aptalca somurtan suratlar görmekten de nefret ederdi. Brian'ın yüzü de bu somurtanlardan biriydi. Nasıl da başarıyordu mutsuz olmayı şu insanlar. Çok saçmaydı, sırf taraf kavgası ve fikir ayrılıkları yüzünden somurtmak. Gülümsemek çok mu ucuz bir şeydi de herkes gülümsemeyi tercih etmek yerine kini ve somurtmayı seçiyordu. Daniel beklenmedik bir anda

"Bu arada Brian ve tabi sen de Rose, hayatı göz yaşlarınızla öldürmek yerine gülücüklerinizle cezalandırın bence. Çünkü yaşatmaya ve gülmeye değecek o kadar çok şey var ki."


dedi. Sonra yine gülümsemeye başlayarak onları izlemeye başladı.

Brian ve Rose'un da selam vermesini beklerken Tom'a işaret etti, onun da selam vermesini istiyordu. Çok saygılı bir düello olacaktı, tabi şimdilik. Daniel Tom da selam verdikten sonra asasını eliyle sıkıca kavradı ve ilk büyüsünü yapmak için hazırlandı. Ama o sırada Rose'un hafifçe güldüğünü farketti. Ki Rose bunun ardından


''Daniel ilk konuştuklarımızı hatırlıyormusun?Hani ben Tom'a duygusuz demiştim ve sen alınmıştın ya.Bende sana duygusuz demedim demiştim ya.Vazgeçttim o sözden.Gerçekten çok duygusuzmuşsun.Ayrıca sen hiçbir zaman Gryffindor'a layık bir öğrenci olamadın.Evet,belki öğrencilik yıllarnda Gryffindor'a uygun bir öğrenciydin ama şimdi asla Gryffindor'a uygun bir mezun değilsin.Hiç Gryffindorluyum diye övünme bence.Gryffindor binası senin gibileri boşuna barındırmış.Haa,bebeklere gelince hiç korkam biz masumlara asla zarar vermeyiz.Kendinle ve yandaşlarınla hiç karıştırma.Ben ve yandaşlarım asla ve asla masum insanlar hele daha annesi ve babasının nasıl biri olduklarını bilmeyanlere zarar vermeyiz.Bir daha bişey söyleyeceğim biz saygı nedir iyi biliriz unutma Gryffindorluyuz biz tabi Brian ve ben.Haberin olsun Daniel az önce bende bir Gryffindorluyum demiştin ama sadece Gryffindorun cesaretini kullanıyorsun sen.Geri kalan özelliklerin pis bir Slytherin öğrencisinin özellikleri.Saygıyı biz beraber öğrendik unutma.Son olarak saygılı bir düeollocu olsaydın bize odun demezdin Daniel.''

diyerek Daniel'a resmen meydan okudu. Hemen ardından

''Bunu siz istediniz...'' dedi ve ''Sectumsempra,önce ısınalım değilmi Daniel ?'' diye ekledi.

Daniel ilk başta Rose'un dediklerine hiçbir cevap vermeyip gülmekle yetindi ama sonra

"Gryffindor'a layık biri olduğumu kanıtlayacağım Rose, sana söz veriyorum."


dedi ve asasını çekti. Hemen ardından karanlık işaretinin daha üstüne asasını dayayarak

"Alazla!"

diye bağırdı. Canı biraz yanmıştı ama X işareti Tanrılar ve Tanrıçalar arasında dönülmez bir söz, yemin anlamındaydı. İşte Daniel da Rose'a öyle bir söz verdiğini belli etmek istemişti, gerçi Rose ona da bir kulp takıp Daniel'ı kötülerdi ama Daniel bunu umursamıyordu. Umursamaz tavırları devam ederken Rose'un

''Bunu siz istediniz...Sectumsempra, önce ısınalım değil mi Daniel ?''

dediğini duydu ve tabi ki kendine doğru gelen bir büyünün olduğunu fark etti. Hemen asasına sarınıp hızla

"Protego!"

diye haykırdı. Artık savaş başlamıştı. Isınma turunu atlatmanın vaktiydi. Bu yüzden Daniel

"Reducto Elisabeth Rose!"

dedi ve büyüsünün isabet edip etmediğine bakmadan komutunu bekleyen yandaşlarına

"Artık savaşın başladığı gördüğünüz gibi, bariz ortada! Hadi dostlarım, hadi yandaşlarım şu kendini beğenmişlere ne kadar güçlü olduğumuzu gösterelim!"

dedi. Bir anda genellikle kimsenin anlayamayacağı bir dilde yılan gibi tısladı ve boynunu kütletip işine döndü. Umduğu tek şey Ginevra'nın o yandaşlarının arasında olmamasıydı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Bakanlık Çalışanı Alımları   Salı Kas. 11, 2008 9:35 pm

Kabul rütbeni veriyorum...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aléxis Melody Black
Bakan Asistanı
Bakan Asistanı


Mesaj Sayısı : 2
Kayıt tarihi : 12/11/08

MesajKonu: Geri: Bakanlık Çalışanı Alımları   Çarş. Kas. 12, 2008 4:40 pm


Melody nin Odası
Melody sabahleyin tek gözünü araladığında kendinin nerde olduğunu kavrayamadı sonradier gözünü de açtığınıda çalışma masasının sandalyesinin üstünde kafasını masay dayamış halde buldu.Önce dün gece ne olduğunu hatırlayamadı ama sonradan dün gece çalışırken biraz mola verip yuduğunu hatırladı ;demek ki sonradan uyanamamıştı.Sonra başını masasından kaldırdı ve gerinerek sandalyeden kalktı gerinerek...Odasının penceresine doğru ilerledi dışarı bakmak için gün doğalı çok olmuşa benziyordu çünkü güneş en tepeye yaklaşmıştı;bu öğlene az kaldığını gösteriyordu.Melody bunu farketince hemen bluzunun -dün gece çalışırken kıyafetiyle olduğundan öle uyumuştu-kolunu sıyırdı.yılan dersinden saatine baktı bu saart yuvarlak bir cama sahipti ve camın etrafında parlayan taşlar bulunuyordu yeşil ve beyaz renklerde.Akrep 11 ile 12 arasını yelkovansa 5 'in üstünü gösteriyordu;saat 11'i yirmi geçiyor olmalıydı.Saat kahvaltı saatini çoktan geçmişti;öğle yemeğine az kalmıştı hatta.Hogwarts bahçesindeki yeşil çimenler artık kurumuş ağaç yapraklarıyla iyice dolmaya başlamıştı ; artık çok fazlada sıcak olmuyor daha sık yağmur yağmaya ve havabulutlarla kaplanmaya başlamıştı . Bütün bunlar sonbaharın geldiğini gösteriyordu.Melodyhemen pencerenin önünden ayrıldı ve yatağına baktı topluydu bugün toplamasına gerek kalmamıştı zaten yaptığı tek şey asıyla büyü yapmaktı ama genede üşeniyordu odasını toplamaya çocukluk aluşkanlığıydı nede olsa vazgeçemiyordu ne yaparsa yapsın...Kendini hemen banyoya attı elini yüzünü yıkadı aynada yüzüne ve saçlarına baktı gerçekten dinlenmiş görünüyordu demekki iyi uyumuştu.Saçlarını yüzünden geriye itti.ve orada asılı duran havluyla yüzünü kuruladı "Bu havlular kaç yıllık acaba" dedi kendi kendine sessiz ve dinlenmiş bir konuşma tonunda.Sonra banyodan çıktı ve askılıkta asılı duran cüppesini geçirdi üstüne ve saçını sadece özensizce tardı ve saldı sonra heen odasından dışarı attı kendini.

Dersten Önceki Son Bir Saat
Koridorlar koşuşturan öğrencilerle doluydu herkes derslerine yetişmek istiyor gibiydi.İlerde bir grup Slyterinlinin Gryffindora sataştığı gördü ama şu anda huzrunu hiç bozmak istemiyordu.görmezden geldi ve mutfaklara doğru ilerlemeye başladı hızlı adımlarla birşeyler atıştırmak için yoksa derste verimli olabileceğini zannetmiyordu.Mutfakata çalışanlara bir tost hazırlattı ;yedi ve mutafkatan çıktı.Çünkü birazdan dersi vardı dersliğine gitmeliydi.Ve ne konu anlatacağını toparlaması gerkiyordu daha.Dersliğe geçmeden önce bir kaç topla ona sataştı bu yaşta kime ne anlatcaksın diyerek ama o hiç takmadan yoluna devam etti.

Eski Yazılar Dersi

En sonunda sınıfa varmıştı.Kapıyı açtı içeriye baktı.sınıf herzmanki gibiydi güneş vurduğu için normal sıcaklıkta ve eski maslar güneş ışığıyla parlıyordu. Anlayamadığı şey öğrenciler onu bekliyorlardı orada demek ki ders için hazırlanamayacaktı.Ama son çare odasına gidp dün gece hazırladıklarıydı.Kapıyı şaşkın bakışlar içinde geri kapıdı ve odasına koştu hızla .Hemen masanın üstündeki kağıtları aldı ve ger koşarak soluk soluğa sınıfa vardı.Bozuntuya vermeden içeri girdi ve
"Günaydın herkese "
dedi neşeyle .Ve masasının üstüne oturdu.
...
"Evet biraz geç kaldığım için izin verirseniz hemen derse geçmek istiyorum vakit kaybetmeden .
Evet bugünkü konumuz ^^Yazı^^ hakkında bundan bahsetmeden eski yazılara geçemeyiz bu yüzden bugün bunu işleyeceğiz.
Yazı kısaca söylenen sözcüklerin kayda geçirilmesi yöntemidir. Yazı ilk olarak kim tarafından kullanılmış söylemek isteyen var mı?

Orta sıralardan bir kız öğrenci parmak kaldırdı ve :
M.Ö. 5000 yıllarında Sümer rahipleri tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Yumuşak kil üzerine sivriltilmiş uçlu kamış parçaları ile şekiller çizilerek gerçekleştirilmiştir. Kullanılan kil tabletin kızgın fırınlarda pişirilmesi ile ise kalıcı yazı elde edilmiştir.
"Çok doğru"dedi kıza gülerek "Sümerler tarafından kullanılmıştır. Binana artı 5 puan.Evet bunları neden not almıyorsunuz"
"Yazının ilk kimler tarafından kullanıldığını öğrendik ama ne için kullanıldığını öğrenemedik ben söyleyim ilk yazı tapınak ve depolarda bulunan malları kaydetmek amacı ile kullanmıştı.
Ancak insanlar yazıyı birdenbire öğrenmediler. Önce mağara duvarlarına, kaya ve taşlara yaşadıkları olayları anlatan resimler yaptılar. Bu resimlere çok eski çağlardan kalma mağaralarda bugün bile rastlanmaktadır. Ancak bu resimler tam anlamıyla birer yazı niteliği taşımamaktaydı. Zamanla bu resimlerin gelişmesiyle ideografik yazı şekli ortaya çıktı. Olaylar yine resimlerle belirtiliyor ancak resimler, kendisini değil de anlamını tanımlıyordu. Örneğin bir kuş resmi "uçmak" eylemini anlatmak için yapılmıştı. Kuşu anlatmak için değil,
dedi çok konuşmuştu biraz sustu masasından kalktı ve sınıfta gezinmeye başladı.Ve bir süre sonra söylediklerinin yazıldığından emin oldunda tekrar konuşmaya başladı:
" Mısırlılar, bu resimlerle yazının her iki şeklini de genişletip basitleştirdiler. Böylece resimle yazı, binlerce yıl içinde değişe değişe yazıya döndü. Buna hiyeroglif yazısı denmektedir. Mısır hiyeroglifinde üç binden fazla işaret olduğu tespit edilmiştir. Bu yazı resimlerden kurtulamadığı için alfabeye geçememiştir.Evet bugünlük bu kadarı yeter ödevinizi panoya asacağım gelir bakarsınız ".Bir süre sonra zil çaldı ve "Herkese iyi günler" dedi ve sınıftan hızla çıktı çok açıkmıştı; büyük salona öğle yemği yemek için yavaş adımlarla gitti...


Alexis M. Black
18-19
bakan asitanı olmk istiorum ben
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Bakanlık Çalışanı Alımları   Çarş. Kas. 12, 2008 4:45 pm

Tamam kabul edildi rütbeni veriyorum...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Amy Dakota Sword
Esrar Dairesi Başkanı
Esrar Dairesi Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 2
Tarafınız : Ölüm Yiyen
Patronusunuz : Gitar
Yeteneğiniz : Animagus
Kayıt tarihi : 16/08/08

MesajKonu: Geri: Bakanlık Çalışanı Alımları   Çarş. Kas. 12, 2008 4:58 pm


Karakterin;

Tam Adı: Amy Dakota Sword
Yaşı: 19
İstediği Alan: Esrar dairesi başkanı
Örnek Rp:Pm ile atıldı.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Bakanlık Çalışanı Alımları   Çarş. Kas. 12, 2008 4:59 pm

Tamam Rp'inin aldım kabul...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sharon Fleur D'Factor
Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Başkanı
Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 5
Yaş : 24
Nerden : Norweç
Lakap : Sha
Tarafınız : Death Eathers
Kayıt tarihi : 08/08/08

MesajKonu: Geri: Bakanlık Çalışanı Alımları   Perş. Kas. 13, 2008 8:45 pm

Tam Adı ~ Sharon Fleur D'Factor
Yaşı ~ 20
İstediği Alan ~ Uluslararası Sihirsel İşbirliği
Örnek Rp ~

~~ YATAKHANEDE ~~





" Yatakhane yanıyor kaçınn! Hadi kalkın hemen çıkın buradan! "

Anahi neler olduğunu anlarmışcasına etrafında kileri yargılıyordu. Herkes bir otarafa bir bu tarafa koşarken o yavaşça üstünde ki polyester geceliği elleriyle önüne toplamış, anlamsızca yürüyordu. İnsanları izlemek ya da kaçmak gibi bir eylemi yoktu bu halde. Sadece karşısında ki 5 tane siyah insana bakıyordu. Gözlerinden sanki alev fışkırıyordu hepsinin. Öyle korkunçlardı ki korkmaması mümkün olmazdı kimsenin. Tam karşısında duruyordu hepsi. Anahi'ye baktıklarını biliyordu. Ama neden kimse onları görmüyordu. Sadece Anahi mi görüyordu? Onlarla arasında 5 metrelik mesafe vardı ve biraz daha yaklaşırsa kötü şeyler olabilirdi. Ama o inadına yaklaşıyordu. Nedenini de çözebilmiş değildi üstelik...

En önde duran hepsinden daha büyüktü. Daha kalıplı ve uzundu. Öyle karanlıktı ki yüzünü görmek için bir fenere ihtiyacı vardı. Hala herkes kaçışıyordu. Sadece sahnede o siyah adamlar ve Anahi vardı. Ama bu kimsenin umrunda değildi. Anahi adama yaklaşmıştı gereğinden fazla. Yarım metre mesafeden birbirlerine bakıyorlardı. Hiç birinin yüzünde mana yok gibiydi. Anahi ateş saçan gözlerinden başka bir şey de görmüyordu zaten... Siyah cüppeleri onları daha da çözülmez yapıyordu. Her yer birden kararmıştı şimdi. O kadar karanlıktı ki karşısında ateş saçan iki çift gözden başka bir şey görünmüyordu. Aklına tehlikeli bir şey gelmişti. Tepki vermediğini anlayınca başında ki lanet cüppe şapkasını çıkarabilirdi. Elini başına götürdü ve açmaya çalışırken birden onun kolunu kavradı ateş gözlü adam. Ayın ışığı vurmuştu yüzüne. Ama hala bir belirti yoktu. Anahi'ye bakarak :

" Çok merak iyi değildir... Kalk artık! "

demişti ve bu rüyasında duyduğu son sözler olmuştu Anahi'nin. Birden yatağından sıçrayıp etrafına bakındı. Yanında ki bir arkadaşı sürekli kolunu dürtüyordu. Kalkmasını söylüyordu. Anahi bir an bilincini kaybetmişti. Ama sonunda kendine gelmişti. Nefes nefese kalmıştı. Arkadaşına tiz bir sesle geleceğini söyleyip başından atmıştı. Ama hala rüyanın etkisindeydi ve o kadar kalın bir sesti ki bu ateş gözlünün sesi, Anahi'nin zihninden ömür boyu çıkmayacaktı...

Yatağıda terden sırıksıklam olmuştu... Daha fazla hasta olmak istemiyordu. Buda nerden çıkmıştı? Başı ağrımaya başlamıştı ve kendini halsiz hissediyordu. Buraya bir türlü alışamamıştı. Ama nasılsa diğer büyükler gibi yakında alışacaktı. Hep umutlu biri olmuştu Anahi. Her zaman elindekilerle yetinmeyi bilmiş, hiç bir zaman umudunu kaybetmemişti. Çünkü o biliyordu ki, bir insan umudunu kaybederse inancıda beraberinde giderdi... Bu sözü ona büyükbabası ölmeden söylemişti. Anahi'nin hayatında ki en acı ölümdü bu. İlk defa bir yakınını kaybetmişti. Üstelik henüz 8 yaşındaydı...

Aklından kötü anılar geçerken o kendini nasıl geldiğini bile bilmediği yerde, lavaboda aynanın karşısında bulmuştu. Kendine şöyle bir bakınca düşündü. Bu sadece bir rüyaydı. Hepte öyle kalacaktı. Aldırış etmeyip yüzünü yıkadı. Tekrar aynada ki yansımasına baktı ve gülümseyerek giyinmeye gitti. Saçlarını açarak dalgalı bir görünüm verdi. Her zaman tapıyordu saçlarına. Görünümüne çok önem veren biri olarak üstüne titriyordu ve çok fazla bakım yapıyordu. Bakımsız erkek ya da kızlardan hoşlanmazdı. Her zaman öğüt verirdi ama pek fazla dinlenmezdi. En azından erkekler tarafından... Ama bu onun umrunda değildi. Sadece öneride bulnuyordu. Zira ondan daha güzel görünen birini çekemezdi...

Koridorlarda sakin adımlarla yürürken bir an izlendiği hissine kapılmıştı. Ama arkasını döndüğünde onu izleyen biri olmadığını anlamıştı. Umursamayarak yoluna devam etti ve rüyadan sonra biraz hava almanın iyi geleceğini düşündü. Göl Kenarına yavaç adımlarla yürüdü...


~~ GÖL KENARI ~~


Göle geldiğinde sıkıca tuttuğu kitapları çimenin üstüne bıraktı ve ellerini başının üstüne koyup şöyle bir nefes aldı. Hava bugün çok güzeldi. Gerçekten ona huzur verebilecek kadar güzeldi... Aslında o her şeyden bir mutluluk çıkaran biriydi ama, her neyse... Gülümseyerek etrafın bakındı. Daha sonra kitaplarını koyduğu yerin yanına oturdu ve dersten önce güzel bir havayla kendini temizledi. İçinde ki bütün negatif enerjiler bu güzel manzara karşısında yok oluyordu. Her zaman buraya gelse hiç bir derdi kalmazdı aslında. Ama pekte derdi yoktu. Yeni aldığı kremin işe yaramamasından başka...

Burada tek olmadığını öğrenmesi geç olmamıştı. Onun canayakın olması arkadaş edinmesini de kolaylaştırmıştı. Hemde böyle büyük bir okulda bir arkadaşının olması büyük mutluluktu. Neden her şeyden mutluluk çıkarıyordu acaba? Bu huyunu kimden almıştı ki? Annesi, hayır... O bazı şeyleri çok kafasına takan biriydi. Her zaman Anahi ona teselli verirdi. Ne dayanışmaydı ama... Babası, kesinlikle hayır. O mutluluğu kötü şeylerde arıyordu. -Ki Anahi buna mutluluk demiyordu da... Büyük ihtimal babannesi ve büyükbabasından almıştı bu özelliğini.

" Ne kadar güzel bir gün... Acaba annemler ne yapıyordur?.. "

Ailesine çok düşkündü Anahi ve onlardan söz konusu açıldığında hiç duramıyordu. Sürekli bahsediyordu onlardan. Ailesine değer vermeyen insanlardan da hiç hoşlanmazdı... Ne olursa olsun onlarla bağının asla kopmayacağını biliyordu. Ailesini bugünde andıktan sonra derse geçebileceğini düşünüp kitaplarını eskisi gibi göğsüne koyup sıkmıştı Anahi. Daha sonra çiçeklerin arasından geçerek Hogwarts koridorlarına doğru ilerlemişti.


~~ KORİDORLAR & DERSLİK ~~





Koridorlardan şarkı söylerek geçiyordu. Hiç bir şeyin moralini bozmasına izin vermiyordu. Herkese örnek oluyordu bu sayede. Ne olursa olsun hep gülümsüyordu inadına. Aklı biraz fazla havada olsada o kötü eleştirilere sadece gülüyordu. Ama aklının bir köşesinde duruyordu. Eğer gerçekten düzeltmesi gereken bir yönü eleştirilmişse bunun üzerine işe koyuluyordu... Koridorlarda ki öğürencilerin ona garip garip bakmasına karşılık o sürekli selam veriyordu. Sesi koridorlarda çok güzel yankılanıyordu. Çok güzel bir sese sahipti. Her zaman çok sevilirdi söylediği şarkılar. Güzel bir hava katmıştı Hogwarts'a bugün...

"
Es tan magico como todo paso,
Nuestro amor.
Nuestro dulce amor,
Es tan facil que ya nada me sorprende,
En nuestro amor,
Este increible amor...
Todo fue como en un sueno,
En nuestro amor todo va sucediendo.
Y es asi!..
Asi es!..
Y no hay nada que hacerle...
Y es asi!..
Asi es!..
Es asi como sucede.
Este amor...
Es tan sencillo que no se como explicar,
Nuestro amor...
"


Koridorlar bu şarkıyla yankılanmıştı bugün. Rahatsız olan biri varsa söylerdi zaten. Ama henüz böyle biri çıkmamıştı. Dersliğin kapısını yavaşça açtığında içeride kavruk tenli ve çok güzel görürünen profesöre gülümsedi ve :

" Sihirli Günler Profesör... Girebilir miyim? "

diyerek izin istedi ve iznini aldıktan sonra ortalardan bir sıraya oturdu. Kitaplarını hemen baş ucuna koyup 2. sınıflar için olan iksiri yazdı. Geç kalmadığını düşünüyordu ama biraz aklmıştı heralde... En azından Profesör kızmamıştı...

" Saç Uzatma İksiri: Saçın uzamasına sebep oluyor.

Malzemeler: Sıçan kuyruğu, Laçan özü, Selamotu, Balkabağı suyu.

Talimatlar: Altını yakmadan önce kazanda laçan özü ile ezilmiş bir adet selamotunu iyice karıştırın. Üzerine kavanozlardaki balkabağı suyundan ilave edin. İçmeyin. Kazanın altını yakarak ağır bir koku yayılana kadar karıştırın ve en son sıçan kuyruğunu koyun. İksir renksiz ve ağır bir kokuya sahip olmalıdır. "


Söylenenleri not aldıktan sonra şöyle bir düşündü ve bu iksirin işe yarayabileceğini düşündü. Ama Malzemelerine baktığında hiç iç açıcı şeyler yoktu doğrusu. Bir an midesi bulanmıştı ama o kendini tutup işe koyuldu... Önce önünde duran iğrendiği şeyleri kazanına koyup talimatları uyguladı. Daha sonra bir daha gözden geçirdi ve son maddeyi de koyup neler olacağına bir baktı...

" Üzgünüm sıçancık, ama kuyruğuna ihtiyacım vardı... "

Profesöründe dediği gibi renksiz ve aır bir kokuya sahip olmuştu bu karışım. Ama saçına uygulayıp uygulamayacağı hakkında kesin bir yargıya varamamıştı. Kendi üstünde denemek istemiyordu. Daha sonra üstüne Anahi Giovanna Puente Portilla yazdı ve profesörün masasına bıraktı. İyi bir iş çıkmasını ümid ediyordu...

_________________

ßlood of Countess
Slytherin of Lady's
Sharon Fleur D'Factor

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkish-rpg.rpgwars.org/forum.htm
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Bakanlık Çalışanı Alımları   Cuma Kas. 14, 2008 6:18 pm

Tamam kabul başkanı yapıyorum...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Bakanlık Çalışanı Alımları
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Animagus & Kurtadam Alımları
» Bakanlık Başvuruları
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´
» Boleyn Ailesi Alımları

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts Büyücülük ve Cadılık Okulu :: Karakter Oluşturma :: Meslek Seçimleri-
Buraya geçin: